“SİYASET: TEORİ ve TOPLUM” TEMALI 4. SAYIMIZ İÇİN ÇAĞRI METNİ

Aristoteles Politika’da siyaset teorisinin varlık nedenini şöyle izah ediyordu: “Münhasıran konuşma yeteneğine sahip oldukları için insanlar doğa gereği politiktir (…) insanın politik bir hayvan olduğu açıktır.” (1) Gerçekten, ilk siyaset felsefecileri pratik bilimler arasında siyasete merkezi bir konum atfediyorlardı. Bu klasik filozoflar, siyasetin bir etik-pratik bir bilim olarak göz ardı edilemez vaadinin (“iyi yaşam”) yanı sıra insan faaliyetleri arasında başat rolünü (“bilimlerin bilimi”) özenle vurguluyorlardı. Zira bir arada yaşamaya dair soruların ve çözümlerin belirlendiği, polis’i veya kolektif “bütün”ü ilgilendiren soruların temeli olan bilim ve faaliyetin adı siyasetti. Peki kolektif yaşam meselelerinin alanı ve bilimi olan siyasete ne oldu?

       Geçtiğimiz yüzyılda bazı siyaset kuramcıları modernlikle birlikte siyasetin konumunda çarpıcı bir değişim meydana geldiğini iddia ettiler. Neoliberal Friedrich August von Hayek tasarısını şöyle tanımlamıştı: “Siyasetin tahttan indirilmesi.” Diğer liberaller ise, bu kadar keskin olmasa bile, “totalitarizm” deneyimleri sonrasında, siyasetin iyi yaşamla ilgili büyük tasarısına gölge düşürdüler. İlginç olan, Hannah Arendt, Leo Strauss ve Hayek gibi birbirinden farklı düşünürlerin; cumhuriyetçi, yeni muhafazakâr ve liberal konumların bu noktada uzlaşmasıydı. Ekonomiyi siyasetin önüne geçirmek isteyen liberal bir özlem veya modernlik eleştirisiyle birleşen bir klasik siyaset kuramı arayışı/nostaljisi miydi yoksa gerçekten siyaset ve toplum arasındaki ilişkiler bağlamında yeni bir olgunun dile getirilmesi miydi bu?

       Aynı dönemde “son” senaryoları da siyasal sahneye cüretkâr bir biçimde adım atmaya başlıyordu. Bunlar arasında belki de en tuhaf olanı “siyasetin sonu”ydu. Yine de 1950’lerde Amerika Birleşik Devletleri’nde siyasetin sonu ilan edildiğinde bu şimdiki kadar tuhaf görünmüyordu. Çünkü söz konusu senaryo bir yandan “ideolojinin sonu” teziyle destekleniyordu, diğer yandansa dönemin havası “refah toplumu”nda siyasetin bitip yerini malların idaresine bırakacağı konusunda baskın bir inançla karakterize oluyordu.

       Bu inanca yönelik siyasal pratik ve teoriden yükselen itirazsa gecikmedi. Siyah Hareketi ve Kadın Hareketinin gelişimi siyasetin sonu tezini yeniden düşünmeyi önerirken yeni siyasal sorunları gündeme getirdi. Yeni toplumsal hareketler geleneksel siyaset tarafından üzeri örtülen sorunlara dikkat çeken yeni bir siyaset tarzı ortaya koymalarının yanı sıra siyasal olana ve siyaset kavramına yönelik tasavvurları değiştirdiler. Siyasetin merkezi kurumlarda gerçekleştiğine yönelik kurumsalcı inanç zayıfladıkça, toplumsal cinsiyet ve ‘ırk’ gibi sorunlar siyasetin kapsamı içinde düşünülmeye başlandı. Anlaşıldı ki, sonu gelen siyaset kavramı değil siyasetin alanını sınırlayan kurumsalcı siyaset anlayışıydı.

       Bununla eşzamanlı gelişen bir başka faaliyet ise “siyaset”ten “siyasal olan”a doğru gelişen yeni teorik arayışlardı. Toplumsal hareketler ekonomik olmayan kaynakları siyaset kavramının içine dahil ederken, bir grup teorisyen de ekonomik belirlenimciliğe karşı siyasal olan’a yer açmaya çalışıyordu. Marksizm içi tartışmalarla koşut yol alan bu arayışlar, 1980 sonrası dünyada neo-liberalizmin ekonomik hâkimiyetine karşı gelişti aynı zamanda. Siyasetin önceliğini vurgulayan Niccolò Machiavelli ve Carl Schmitt gibi siyasi düşünürler keşfedildi, yoğun bir biçimde yorumlandı ve siyasal kavramı yeniden tanımlandı.

       Bugünlerde “siyasetin sonu” tezi bir çözümleme hatası olarak görülüyor ve pek çok yeni siyasal gelişme tarafından haksız çıkarılıyor: Popülizmin, yeni sağın, yeni ırkçılığın veya kimi yorumculara göre faşizmin yükselişi. Öte yandan siyasal olan’ın cazibesi kendi tarzında bir entelektüel aura kurmuş görünüyor. Öyle ki, Marksizm içi bir tartışma olarak başlayan siyasetin önceliği düşüncesinden siyasal olan’ın anlaşılmasına geçişte yeni bir tılsımlı sözcük ortaya çıktı: (Büyük harfli) “Siyasal (olan)”. Sol mahfillerde ekonomik belirlenimciliğin eleştirisi tabiri caizse siyasal belirlenimciliğe alan açtı. Belki de eskinin “yapı” (“altyapı-üstyapı” vs.) tartışmaları berhava olduğunda doğan boşluk “siyasal” tarafından dolduruldu: “Siyasal kavramı”, “siyasal ilahiyat”, “siyasal ontoloji” vs. Farklı ve yeni bir ruhla olsa da, siyaset, sınırlı bir çevre ve akım içinde, başlangıçtaki teorik değerini yeniden ele geçirdi. O kadar ki, “politik olmak” diye yeni bir değer bile türedi.

       Bütün bu dalgalanmalar ne anlama gelmektedir? Siyasal olan’ı, yeni siyaset-toplum ilişkilerini nasıl izah etmeliyiz? Özellikle ülkemizde siyaset “toplumun kılcal damarları”na kadar ulaşırken siyasal kavramını nasıl düşünebiliriz? Siyaset günümüzde teori ve toplum bağlamında neyi ifade etmektedir? Bu sorular siyaset, siyasal olan ve teori-toplum ilişkileri üzerinde düşünenlerin önünde duruyor.

       Siyaset bitecek gibi görünmüyorsa, siyasal kavramı dönüşümler geçirip yeni biçimlere giriyorsa, bu aynı zamanda siyaseti ve toplumu daima yeniden düşünmemiz gerektiği anlamına gelir. Strata’nın bu sayısı, siyaseti, siyasal olan’ı ve teori-toplum ilişkilerini kuşatıcı bir bakış açısıyla, özellikle siyaset bilimi, siyaset sosyolojisi, siyaset felsefesi, toplumsal tarih ve edebiyat gibi alanlardan hareketle yeniden düşünmeyi amaçlıyor.

(1) Politika, I. Kitap, 2, çev. Özgüç Orhan, İstanbul: Pinhan.

 

15 Mart 2020’ye kadar özgün makalelerinizi ve çalışmalarınızı iletebilirsiniz: strata@stratadergi.com
Sayı Editörü: Fırat Mollaer

 

Temalar


Siyasal kavramı
Siyasetin yeniden keşfi
Toplumsal hareketler ve yeni siyaset biçimleri
Siyaset biliminde yöntem
Siyasal ilahiyat
Siyaset felsefesinde ahlâk ve adalet
Liberal-toplulukçu (komüniteryan) akım tartışmaları
Siyasal rejim sorunları
Liberal demokrasi ve parlamenter sistem
Demokrasi kuramları
Sivil toplum ve kamusal alan tartışmaları
Devlet kuramları
Siyaset ve şiddet
Kolektif şiddet siyaseti
Ulus devlet, yabancılık, göçmenlik
Kozmopolitizm
Çokkültürlülük/çokkültürcülük
Küreselleşme ve egemenlik
Yurttaşlık kuramları
Kimlik politikası
Tanınma kuramı
Kültürelciliğin eleştirisi
İktidarın toplumsal kaynakları
Otorite kavramı
Hegemonya ve hegemonya kuramları
Toplumsal sınıflar ve siyaset
Toplumsal cinsiyet ve siyaset
Din ve siyaset
Aydınlanma, modernlik ve siyaset
Muhafazakâr siyaset
Popülizm(ler)
Yeni Sağ
Yeni Irkçılık
Faşizm incelemeleri
Türkiye’de siyaset biliminin gelişimi
Tanzimat’tan günümüze Türkiye’de siyasi düşünce
Türkiye’de siyasetin yeniden inşası