Strata 7. Sayı Makale Çağrısı: "Müzik Çalışmaları"

Sayı Editörleri: Koray Değirmenci, Onur Güneş Ayas

Temsil sorunu yaşama dair her olgunun anlatılmasında ve anlaşılmasında bir tür “kara kutu” olarak görülebilir. Ancak söz konusu olgu tam da olağan temsil araçlarının dışında neredeyse aşkın bir alanda işleyen sanatlar söz konusu olduğunda durum daha da karmaşıklaşır. Çünkü olağan temsil yollarının dışında bir düzlemde olmasıyla ontolojik niteliğini kazanan sanatların anlatılması ve anlaşılması için yeğlenen yol çoğunlukla olağan temsil yollarıdır. Bu noktada Bourdieu’nün sanat sosyolojisi üzerine sözlerinin esprisi ortaya çıkmaktadır: Bourdieu, sosyoloji ile sanatın iyi geçinemediklerini iddia etmişti. Bourdieu sanat çevresinin ve sanatçıların, yaratılmamış yaratıcının biricikliğine olan inançtan müteşekkil olan sanat alanına yönelen her tehditten rahatsız olduklarını belirtir. Sosyolog anlamak, açıklamak ve bulgularının analizini yapmakla adeta bu tehdidin somutlaştırılmış bir ideal pratiğini sunar. Bu bir anlamda büyübozumunu, indirgemeciliği ve kutsala saldıran bir tür kabalığı içerir. Bourdieu’ye göre sosyolog, “Voltaire’in tarihten kralları defetmesi gibi sanat tarihinden sanatçıları söküp atmaya çalışan” kişidir. Sanatın halesini borçlu olduğu mesafenin (Benjamin) ve bu mesafenin varlığının kaynağı olan büyünün ve gizemin ‘realist’ bir açıklama pratiği ile ortadan kaldırılmasıdır söz konusu tehdit. Buradaki bağlamda sanat alanının tehdit olarak gördüğü sosyoloji pratiğini, zaman ve mekâna gömülü biricikliği, altında açıklama arzusu bulunan bir örüntü arayışı içinde eritmeye çalışan bir pratik olarak anlayabiliriz.

Burada beliren gerilimin l’art pour l’art (sanat sanat içindir) ilkesi ile yakın ilişkisini hissetmemek neredeyse imkânsız gibi. Sanatın özerk bir alan olarak belirdiği ve hemen tüm sanat-dışı gibi görünen ögelerin sanatın kendine yeterliliği kavramında dışarıda bırakıldığı bu konum, sanat sosyolojisinin neredeyse meşruluğunu sorgulayan bir konumdur. Hauser, bu konumun sanat eserini bir kapalı sistem diğer bir deyişle bir tür mikrokozmos olarak gördüğünü, sanat eserinin bu ilkeyle belirlenen sınırlarına yönelik her girişim biçiminin ve ihlalin sanat eserinin bu doğasını zedelediğine inandığını söyleyecekti. Bu konum sanat eserinin duyumsallığını tek ve nihai amaç olarak tanımlamakta, sanatsal yaratımı ‘dışsal’ etkenlerle açıklayan girişimlerin sanata içkin biçimsel yapıyı açıklayamadığını ve hatta bu yapıyı daha da gizlediği ve tahrif ettiği iddiasındadır. Eserlerinin salt yaratıcısı olan Romantik bir sanatçı nosyonuna dayanan bu anlayış Hauser’e göre “formu ... sanatsal yapıdan keskin bir biçimde ayırmakta ve formun indirgenemez, başka bir biçime dönüştürülemez ve değiştirilemez bir şey” olduğunu iddia etmektedir.

Söz konusu müzik olduğunda temsil sorunu daha da derinleşmektedir. Roland Barthes’ın fotoğrafa dair “kodsuz bir mesaj” tanımı müziğe tam olarak uymakta gibidir. Öncelikle müzik materyal bir medyum üzerinden işlemez; mutlak soyutluğa sahiptir. Dahası onu betimleyecek sözcüklerimiz neredeyse hiç yoktur.  Başka bir deyişle müziğin dışındaki hiçbir şey duyulan müziğin yerini alamaz. Müziği anlamanın, hissetmenin veya tecrübe etmenin en sağlam yolu onu dinlemek veya icra etmektir. Bu yüzden müzisyenler müzik hakkında yazanlara kâh şaşkınlıkla kâh küçümsemeyle bakarlar. Konservatuarlarda akademik yükselme için müzik hakkında bir tez yazmak zorunda kalan müzisyenlerin bu işe çok zor ama lüzumsuz bir şey olarak baktıklarına çok şahit olmuşuzdur. Elvis Costello’nun deyişiyle “müzik hakkında yazmak”, birçok müzisyene göre, “mimarlık hakkında dans etmekten” farksızdır. Evet zordur, ama yine de imkânsız değildir. Müziği gerçekten seven ve onun dille anlatılamayanı anlatmayı başaran bir şey olduğunu bizzat tecrübe eden insanlar için müzik hakkında yazmak daha da zordur. Müziksever bir sosyoloğun trajedisi tam da burada başlar. Müziksever sosyolog dille anlatılamayanı anlamak için müziğe yönelir, ancak müzik sosyolojisi yapmak için de müziği dille anlatmak zorunda kalır. Müziğin çoğul anlamlara gebe olan başına buyruk mesajını, sosyal bilimlerin diliyle zapturapt altına almaya kalkar. Bir müziksever olarak tecrübesi ona müziğin toplumsal bağlamına indirgenemeyeceğini öğretir, bir sosyolog olarak gözlemleri ve okumaları ise bestecilikten icracılığa ve çeşitli dinleme alışkanlıklarına kadar bütün müzik pratiklerinin tarihsel sürecin ve toplumsal koşulların bir ürünü olduğunu gösterir. Üstelik bu yargıların her ikisi de doğrudur. Onun için müzik sosyoloğu iki kutup arasında dengeyi sağlamak için bir sarkaç gibi salınıp durur.

Strata’nın Müzik İncelemeleri sayısına makale çağrısı yaparken aklımızda beliren bu zorlu yöntemsel ve epistemolojik sorunlar her ne kadar bir tema kısıtlaması yapmamızı güçleştirse de aşağıdaki tematik başlıkların yazar adaylarına yol gösterebileceğini düşündük. Bu temalar etrafında örgütlenmiş teorik, empirik, etnografik ve tarihsel tartışma ve analizlerinizi bekliyoruz.

15 Mart 2021’e kadar özgün makalelerinizi ve çalışmalarınızı gönderebilirsiniz: strata@stratadergi.com

Kitap incelemelerinizi de ayrıca gönderebilirsiniz: stratadergikitapinceleme@gmail.com

 

Temalar

Sosyal tabakalaşma ve müzik

Etnisite ve müzik

Müzikal altkültürler

Politika ve müzik

Müzik ve toplumsal cinsiyet

Müzik ve kimlik

Müzik ve diaspora

Kent ve müzik

Müziğin mekânları

Bir performans olarak müzik

Müziğin eleştirel kültür tarihi

Müzik ve oryantalizm

Küreselleşme ve müzik